boş bırakmak

  • 1 boş bırakmak — bir yerde kimse oturmamak, boş kalmak …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 2 başını boş bırakmak — yalnız veya serbest bırakmak …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 3 boş — sf. 1) İçinde, üstünde hiç kimse veya hiçbir şey bulunmayan, dolu karşıtı Yaralı kaymakamla iki emir eri de boş kalan kompartımana rahatça yerleştiler. A. Gündüz 2) Görevlisi olmayan (iş, görev), münhal Boş kadro. 3) Yapılacak işi olmayan, işsiz… …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 4 boş kılmak — bırakmak, azat etmek, I, 330 …

    Divan-i Luqat-i it-Türk Dizini

  • 5 boş koymak — yoksun bırakmak …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 6 dudak payı bırakmak — bardak, fincan vb. kapları, ağzına kadar doldurmayıp dudağın yanaşabileceği kadar boş bir yer bırakmak …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 7 sürüncemede bırakmak (veya tutmak) — (bir işi) bir işi sonuçlanıncaya kadar boş yere geciktirmek, uzatmak Bana niye bu davayı böyle sürüncemede tuttuğunu izah etsin. A. Kulin …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 8 boşutmak — bırakmak, boş bırakmak, serbest bırakmak; yumuşaklık, (ishal) vermek, I,210 …

    Divan-i Luqat-i it-Türk Dizini

  • 9 kaçırmak — i 1) Kaçmasını sağlamak veya kaçmasına imkân yaratmak 2) Bir işi belirlenen zamanda yapamamak Maçı kaçırdım. 3) nsz Zor kullanarak yanında götürmek Kız kaçırmak. 4) Bir daha ele geçmemek üzere yitirmek Fırsatı kaçırdım. 5) Yararlanamamak… …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 10 baş — 1. is., anat. 1) İnsan ve hayvanlarda beyin, göz, kulak, burun, ağız vb. organları kapsayan, vücudun üst veya önünde bulunan bölüm, kafa, ser Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı. N. Cumalı 2) Bir topluluğu yöneten kimse …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 11 yurt — is., du 1) Bir halkın üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu toprak parçası, vatan Türk yurduna Türkiye denir. 2) Memleket Gerideki yurdunu on beş günden fazla boş bırakmak istemez. F. R. Atay 3) Bakıma ve barınmaya muhtaç bir grup insanın… …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 12 açık — sf., ğı 1) Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı Açık pencerenin önünde denize karşı saatlerce dertleştik. R. N. Güntekin 2) Engelsiz Açık yol. 3) Örtüsüz, çıplak Açık baş. 4) Boş Kâğıtta açık yer kalmadı. 5) Görevlisi olmayan, boş (iş, görev) …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 13 laf — is., Far. lāf 1) Söz, lakırtı Ben lafımı bitirmeden o atıldı. 2) Sonuçsuz, yararı olmayan söz Onun söyledikleri laftan ibaret. 3) Konuşma 4) Konu, mevzu, bahis Lafı değiştirdi. 5) ünl. Öyle şey olamaz, bu sözün hiçbir değeri yok anlamlarında… …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 14 meydan — is., Ar. meydān 1) Alan, saha Yüz binlerce asker sokakları, meydanları, kırları dolduruyordu. Ö. Seyfettin 2) Yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri Şehir kapılarının önündeki meydanlarda davul zurna çalınıyor, cirit, bar oynanıyordu. A. H.… …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 15 sallanmak — nsz 1) Bağlı bulunduğu yerde gevşek duruma gelip yerinden oynamak, kımıldamak Dişi sallanıyor. Masa sallanıyor. 2) Bir şey belli noktasından bir yere bağlı kalmak şartıyla, o noktanın iki tarafına aynı doğrultuda ve sürekli olarak gidip gelmek… …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 16 töhmetlendirmek — i Töhmet altında bırakmak, suçlandırmak Meydanın boş zamanında adı şaire çıkmış bir muharrir sizi edebiyat vurgunculuğu ile töhmetlendirir. O. V. Kanık …

    Çağatay Osmanlı Sözlük

  • 17 ferâğ — (A.) [ غاﺮﻓ ] 1. bırakma, terk etme, vazgeçme. 2. boş durma. ♦ ferâğ etmek bırakmak …

    Osmanli Türkçesİ sözlüğü

We are using cookies for the best presentation of our site. Continuing to use this site, you agree with this.